Mine ATAMAN

Mine ATAMAN

12 BİN YILDIR DÜNYALIYIM

A+A-

12 bin yaşındayım der bir arkadaşım..

Şimdilerde yaşlanmayan, yaş alan modern insan konumlandırmasına karşın, 12 bin yıldır dünyalıyım diyen arkadaşımı esefle kınayıp, derhal yaşsızlık kavramı üzerine methiyeler düzüyorum.

Tüm faniler gibi Ajda Pekkan örneğini verip yaşıtı olan anneme gülümseyerek sevgiyle bakıyorum..

Ayrıca nereden çıktı 12 bin yıl, olmaz öyle bir şey deyip ortalama insan ömrü, tıptaki gelişmeler, beslenme alışkanlıkları, mutsuz şehirliler gibi bir çok kavramı ardısıra beynimde evire çevire kolaçan edip, konudan hemen uzaklaşmaya çalışıyorum.

Nasıl olur 12 bin yıl, aklım almaz, bilim kabul etmez, gelenek uygun görmez mümkün değil. Duyulmuş, görülmüş şey değil.

Nereden çıktı şimdi bu 12 bin yıl….

DNA dediğimiz dizilim; hastalığı, zekayı iletiyorsa büyük büyük dedemin yaşadığı kalp sızıları, hevesleri, travmaları, heyecanları, hiddetleri de acaba bizi bulur mu?

Yüzümdeki çizgilerin algoritmasında büyükannemden kalma izler olabilir mi?

DNA’nın taşıdıkları artık malum, peki bilmediğimiz ne gibi başka şeyleri de binlerce yıllık mesafeden, tarih denen zamandan güne ulaştırabildi.

Zamanın yeni tarihin düş olduğu yıllardan kalma yürek çırpıntıları, gelip başıma dert, sırtıma yük mü oluyor yoksa. Binlerce yıllık travmaları deneyimleyen, damak tadıma izler bırakan anılarım, kuşaklar sonrasına aktarılabilir mi?

Göçler, savaşlar, intiharlar, felaketler hepsi günü geldiğinde aynı ailenin belki de coğrafyayı paylaşanların arasında tesadüfi bir olasılıkla ortaya çıkabilir mi? Uyuyan, unutmaya bırakılmış korkular binlerce kuşak sonra aniden uyanabilir mi?

Korku koşullanmasının genetik yollarla türün diğer bireylerine aktarılıp aktarılmadığına dair Dr. Brian G. Dias ve Dr. Kerry J. Ressler tarafından yapılan deney ile atalarında var olan korku davranışının gelecek kuşaklarda da ortaya çıktığını görmekteyiz.

Psikolog bir arkadaşım anlatmıştı. Çocuklarınızı evden kilometrelerce uzağa gönderseniz bile ebeveyn arasındaki yaşanan tüm olumsuz paylaşımlar, çocukların ciğerini deler de geçer aman dikkatli ol demişti. Sadece ebeveynler mi, aile denen soylu ağacın temsilcilerinin geçmişte yaşadıkları anlı şanlı duygusal deneyimler de bugün sahip olduğumuz duygusal yüklerimizi etkiliyor olabilir mi?

Belki de somut olmayan haz mirasımızı, Ademoğ’lundan günümüze insanın yaşadığı tüm süreçler etkiliyordur. Gabriel Garcia Marquez’in ‘’Yüz Yıllık yalnızlık’’ kitabında farklı kuşaklarda aynı hataların tekrarı, geçmiş kabusların, travmaların kişilik mirasımıza, etkilerini mecbur kılmaktaydı.

Çoğu zaman açıklanamayan, adı konulamayan bir çok hissin, davranışın sebebinin, atadan yardan kalma tortular olabilir mi. Adına aile dizimi dediğimiz duygusal miras, kuşaklar boyu sessizliğini koruyup modern çağın kucağını bırakılmış sanki.

Peki bize kalan sadece acının mirası mı.

Yaşama dair gülümsemeler, kahkahalar, dost sohbetleri, içilen şarap, bir parça ekmeğin lezzeti, şifacıların şişesindekiler, umaminin belirsizliği, buruk bir erik tadı, damağa kutsanmış tadlar da miras listemizde mi.

İlkokulda ilk öğrendiğimiz hayat bilgisi dersi duyulardı. Tat alma duyusu onlardan biri olup çocukluk çok önemliydi. Özellikle 0- 6 yaş arasında oluşan tad deneyimleri, hayatımız boyunca bizi yönlendiriyordu.

Hiç kuşkusuz sonradan geliştirilebilir, değiştirilebilir olmakla beraber yapılan bir araştırma yetişkinlerin en sevdiği tadın çocukluğunda annesi tarafından yapılan yemeğin lezzeti olduğunu ortaya koymaktaydı.

Yani tad, bizim için çocukluktan kalma en değerli miras.

Yemeği ağzımıza aldığımızda besindeki moleküller, dilimizdeki tat tomurcuklarındaki kimyasal alıcılarla temasa geçiyor, sonra beyne ulaşıyor. Her deneyim beyinde bir kodlama demek. Devamındaki her yeni deneyim önceki kodların devreye girmesini sağlıyor bu da bizim sevme, sevmeme kararlarımızı biçimlendiriyor.

Yani parmak izi gibi tad izi de kişiye özel.

Bu anlamlandırma çocukluktan başlayarak kesintisiz gelişiyor, değişiyor.

Peki parmak izi kopyalanamaz iken tad izi kopyalanabilir ya da geçmiş kuşaklardan etkilenir mi?

Tad kültürümüzün oluşması için sadece bizim deneyimlerimiz mi etkili acaba.

Atalarımızın tercih ve kazanımları bizi etkiler mi?

Can alıcı bir çok soru.

Meselenin rasyonel olmayan tarafı oldukça ilgi çekici.

Dostlarla, aşkla, muhabbetle yenen yemekler gelecekte olumlu lezzet algısını yaratırken, savaş, kıtlık, olumsuz hava koşullarının olduğu dönemlerde yaratılan yemekler gelecek kuşaklarda hüzünle bezenmiş tad algılarını doğuruyor çoğu zaman.

Yahudi’ler Mısır’da Fravun’dan kaçarken zamansızlıktan ekmeğin mayalanmasını bekleyemiyorlar. Bu sebeple her yıl Pesah bayramında mayasız ekmek Matza’yı yiyip, hem kaçışın getirdiği acıyı hem de ekmeğin damakta bıraktığı lezzeti yeniden deneyimliyorlar.

Benden önce ekin ekmiş, çocuk emzirmiş, kültürü mayalamış atalarımın; binlerce yıllık deneyimi, aklı, yaratıcılık ürünlerini kültür ve sanat olarak günümüze taşınırken, onun el lezzeti, doğayla olan ilişkisi elbette günümüzü aydınlatacaktır.

Sözlü gelenekler, ritüeller farklı coğrafyalarda benzer yemekler farklı zaman katmanlarında dünyanın uzak coğrafyalarında ortaya konmaktadır. Birbirinden habersiz uygarlıklar binlerce yıllık kesintiye rağmen benzer lezzetleri yaratmış, yemek kültürü kesintisiz gelişim göstermiştir.

Tüm bunlar sahip olduğumuz yemek kültürünün geçmiş izdüşümlerinin geleceği etkileme çabalarıdır.

Günümüzde, bir avuç tohumun peşinden toprağa sığınan kentlilerin, yerel lezzetlerin peşinden öze dönüş hikayelerini yaratanların, damağımızda taşıdığımız tad mirasının yansıması olabilir mi.

Ya da coğrafyanın yarattığı lezzet kodlarımızın bizi takip etmesi olarak açıklanabilir mi?

Binlerce yıllık atalarımın yaşadıkları, hezimetleri, aşklarından kalma tutkuları, ziyadesiyle huy denen ayrılmaz parçamızı etkiliyordu.

Küçükken anneannem derdi ki kızlar annelerinin kaderini yaşar kim bilir anneden arda kalan travmaların seçimlerimizi etkilemesi mutlak sonu doğurmuş, aynı kadere ortak kılmış olabilir mi.

Tüm bunlar binlerce yıllık göçle bize kadar ulaştıysa acı bibere olan düşkünlüğümü, ekşi mayaya olan tutkumu, zanaatkarların el lezzetlerinin elime geçişini, tad mirasımın kazanımları olarak açıklayabilir miyim.

Belki de arkadaşım haklıdır. Benden önce yaşanan ne varsa hepsi bende birikti.

Bu gün ektiğim tüm tohumları

Kurduğum sofraları

Pişirdiğim yemekleri

Yoğurduğum hamurları

12 bin yıllık ömrümle açıklayabilirim.

Heyhat 12 bin yıllık dünyalıyım…

Onun içindir ki bir değil binlerce ömrün tadı var izimde……

Onun içindir ki zamanın ötesinden huylarım, zamansız tadlarım var…..

Bu haftadan itibaren yaşama, gastronomiye, kültüre dair yazılarımla sizlerle hayatı paylaşıp, her hafta bir hikayeye ortak olacağız….

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.