Cemal GÜLAS

Cemal GÜLAS

ANADOLU'DA KADIN OLMAK (3)

A+A-

Bir tarafta çocuğu olmadığı için evini kocasını kaybetme telaşı yaşayan kadınlar, diğer tarafta çocuklarına bakamadığı için ortadan kaybolan erkeklerin geride bıraktığı cocuklar için Anadolu'nun ya da şehrin izbelerinde inanılmaz şartlara direnen kadınlar.

Bence bir erkek, yavrusu dahil hiç bir canlı için aynı mücadeleyi vermez belki de veremez. En eğitimli erkeğin bile ekonomik özgürlüğünü kazanmış kadına tahammül demediğini düşünüyorum.

Belki de binlerce yıldır genlerimize işleyen hakimiyeti, kadınların ele geçirmelerinin o kadar da uzak bir ihtimal olmadığını yavaş yavaş kabullenmenin zamanı gelmiştir.

Van'ın Gevaş'a bağlı Aydınocak köyünde koruculuk yaparken şehit olan bir adamın genç karısı dul kalır. Bağlı olduğu Balaban Jandarma Karakolu'ndakiler hiçbir geliri olmayan ve dört çocuğu ile dul kalan kadını sefalet çekmesin diye kocasının yerine korucu yaparlar.

Kadının maaşını köyün korucu başı almaktadır. Fakat kadın maaşının kaç para olduğunu bilmediğinden korucu başı her seferinde maaşın bir bölümünü kendi hesabına aldığı anlaşılır.

Bunun üzerine karakol komutanı kadını çağırıp durumu anlatır. Bundan sonra maaşını kendisinin almasını ister. Kadın maaşını kendisi almaya başlaması korucu başının işine gelmez. Çünkü kadın genç ve güçlüdür. Kocasından kalan maaş sayesinde ekonomik özgürlüğü de vardır. Bu sebeple bazı kişilerin kadını ikinci eş olarak everme emelleri engellenmektedir.

Son seçimlerde bölge partisi olarak bilinen bir partiye köyden 50 oy çıkar. Korucu başı soluğu karakolda alır. Bu kadının o partiye oy verdiğini, bu sebeple koruculuğunun düşmesini ister. Karakol komutanı korucuyu kovar. "O kadın dağa da çıksa o maaşı alacak" der.

Aslında Balaban Jandarma Karakol Komutan'ının aktardığı bu küçük polemik bile erkeğin açmazlarını göstermesi açısından önemlidir. İnsanlar kendilerine sosyal ya da ekonomik bağımlılığı olan her canlıya sahip gibi davranmaktadır.

"Benim atım, benim köpeğim, benim koyunum" der gibi çok kolay "Benim kadınım" da diyerek kadını kendi belirlediği sıralamada bir yere koymaktadır.

Ancak Anadolu kadınını diğer toplumlardaki kadınlar gibi sürekli ezik pozisyonlarda kalmadığını da gördüğümüz oluyor. Kadın yaşlanıp ana pozisyonuna geldiğinde birçok gücü eline almaktadır.

Hele erkeği kendisinden önce ölürse ailede hemen hemen tek karar mercii durumuna gelmektedir. Erkeğin üretkenliğini kaybettiği zamanlarda pasifize olduğunda da kadın inanılmaz bir mücadele verir.

Anadolu'da yıllarca evleri için kilim halı dokuyan kadınlar bu yetenekleri sayesinde para kazanmaya başlayınca evdeki denge lehine gelişmeye başlamış genç yaşında bile sofradaki yerini almıştır. Ancak gelişmeler bazı ritüelleri değiştirememiştir. Anadolu'nun birçok yöresinde kadın erkeklerce biçilen rolü oynamaya devam eder.

Örneğin Doğu Karadeniz Bölgesi'nin yüksek dağ köylerinde kadın erkek arasında kaç göçün olmamasına karşılık evlenen kadının bir müddet tençkap denen bir kuralı evlenmeden önce çok rahat gülüp söylediği erkeklere bile uygulamasıdır.

Kadın evlendikten sonra puşi denen başlığın altına bağladığı siyah yazma ile erkek tarafının erkeklerine ağzını örter. Boynunun dibine doladığı yazmayı burnunun ucuna kadar çekerek yüzünün bir bölümünü kapatır. Bu kapatmanın süresini burnunu kapadığı kişi belirler.

Bölgede anlatılan öykülerde bazı gelinlerin 15 sene boyunca bazı kişilere ağızlarını açamadıkları anlatılır. Ancak bunun zulmetmekle değil şaka ile devam ettiğini de eklerler. Birbirine çok şaka yapan ve bu şakaları da genellikle kaybeden oğlanın köyüne kız gelin gider. Gelenekler gereği gelinlik denen ağız kapatma ritüelini arkadaşına uygulamaya başlar. Oğlan da "oh nihayet senin çenenden kurtuldum" diyerek kıza bu perdeleme işini 15 yıl devam ettirir.

Doğu Karadeniz Bölgesi'nin dağ köylerindeki kadın erkek ilişkileri geçmişindeki amazon geleneklerine yakındır. Evin tüm işlerini kadınlar görür. Hatta göç ve köyden köye yolculuklar da gerekebilecek tüm malzemeyi kadın sırtındaki sepetle taşırken, erkek sıcaktan ceketini çıkarsa bile ceketi kadın yükünün üstüne alır. Bu bir zorunluluk değil, bizzat kadının korumacı tercihinin sonucudur. Kadın hayatının tamamına sahiptir.

Evdeki düzenden o yıl ki gelebilecek misafirlerin ağırlanmasına; uzun sürecek kış günlerinde ailenin aç kalmadan hayatını sürdürmesine kadar birçok planlamayı kadınlar yapar.

Toprakları ekili tarıma müsait olmayan dağ köylerindeki erkeğin hayatının büyük bölümü gurbette geçer. Senede bir ay bile yan yana kalamadan geçen yıllarda kadın köyünde evinde yalnız kalır. Bazen bir iki sene göremediği erkeği gurbetten köye döndüğünde köyünde geçireceği bir kaç günü rahat ettirmek adına hiçbir işe bulaştırmak istemez.

Karadeniz'in dağ köylerinden sahile doğru indiğimizde din olgusu ile birlikte başlayan kadın erkek ayrımı Doğu Anadolu'nun köylerinde en üst seviyeye kadar çıkar. Bu ayırım arttıkça o yöredeki sosyal yaşam ve kültürel algılamalarda zayıflar.

Örnek olarak Doğu Karadeniz Bölgesi'nin dağlık kesimi olan Hemşin de kadın her konuda söz sahibidir. Bu durum Hemşin köylerinin hayatındaki her alanda açık olarak hissedilir. Sahil köylerinde hatta şehirlerdeki insanlar bile bunu açık olarak söylerler.

Güneydoğu'da kadın erkek arasında görünmeyen bir duvar vardır. Evli kadınların başlarındaki eşarbın bir bölümü burun altından sürekli ağızlarını kapatır. Ev işlerini sessizce görürler. Genellikle birbirine yakın yaşlarda birden fazla çocuk eteklerindedir.

Bir erkek dörde kadar evlenebilmekte 10-50 arası sayılarda çocuk yapmaktadır. Bu yörelerimizde kadınlar dünyadan tecrit edilmiş öğrenmeye ve okumaya önü kapatılmışlardır. Kadınların ekonomik olarak ürettiklerinin sahibi de erkeklerdir.

Bazı köylerde köy ebeleri ya da öğretmenlerle görüşmeleri bile engellenirken dinen hiçbir eğitimi olmayan ve yörede imam kabul edilen ehil olmayan hocalar da kocalarına "korunmayın korunmak günahtır" diye vaaz verirler. Bunun sonucu çocuk yaşta evlendirilen kadın yirmili yaşlar bittiğinde yaşının üç katı bir beden ve ruh sahibi olur. Arkasından üzerine kuma getirilir. Evin dışındaki hiçbir erkekle görüştürülmez, zaten istese de görüşemez. Hatta sağlık hizmetleri dahi erkeklerin izinlerine tabiidir. Bazı köylerde kanamalı hasta kadının doktorun erkek olmasından dolayı götürülmediği için kan kaybından öldüğü vakadır.

Doğuya bir seyahatimde yanımda gelen kız arkadaşım bir köyün birinde şıh denen sofu bir adamla "kadınlarınızı niye okutmuyorsunuz" diye tartışmıştı. Adam "erkeğin okuyanı kadı, kadının okuyanı cadı olur" demişti.

Batman da on yedi yaşlarında bir kız kamerama "ben okumak istiyorum ağabeyim beni okutmuyor tabii burada erkeklerin sözü geçerlidir" dedikten bir hafta sonra intihar edişi ve bu intiharın çorap söküğü gibi birbiri ardına gelişi bile Anadolu'daki özellikle de Güneydoğu'daki kadınların dramını bizlere yeterince anlatamamış olmasından müthiş bir utanç duyuyorum.

Belki de dünyanın hiçbir yerinde kadının var olabilmesi için böyle bir yol seçmemiştir. Bu anlayış ve tek yönlü oluşturulan kültür ve dinler maalesef Tanrının dişi kullarının hayatını anlaşılamayacak kadar erkeklerden uzaklaştırmıştır.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.