Cemal GÜLAS

Cemal GÜLAS

ANILAR

A+A-

İnime döndükten sonra daha az gezip daha çok düşünüyorum galiba. Geçen yıllar ve yıllara yükleyip geçmişte bıraktığım hayatım da bazı anlar gelip oturuyor karşıma...

Üzerinden ne kadar zaman geçtiği hiç önemli değildir, bütün varlığımla o anı hissederim.

Yaptıklarımızı bir daha yapamamaktan mı yoksa yaptığımızda aynı tadı alamamaktan mı bilmiyorum yapmakta olduklarımdan daha heyecan verir bu hatıralarım.

Dağların doruklarından kar kalkıp tomurcuklar patlarken bu günler beni öyle bir zamana taşıdı ki bunu size mektup olarak yazmazsam yaşanmışlığını kaybedeceğinden korktum.

 

O sabah o portakalı yedim!...

 

Nasıl başlamalı anlatmaya bilmem. Yanıma her ay için bir portakal almıştım. Onları özenle sarmış yükümün bir yerine yerleştirmiştim. Topu topu dört ay ve üç portakal. Her akşam çadırımı kurarken, eşyalarımı toplarken duyduğum o koku. Bir portakal bu kadar güzel kokabilir mi?

Kokabilirmiş demek ki. Yatmadan önce koklayıp koklayıp, incitmeden sarmalayıp, soğuğa karşı koruduğum portakallarımın sonuncusunu bu sabah yedim. Kabuğu artık incelmeye başlamıştı; hafif kahverengi lekeler oluşmuştu üstünde. Her gece elime alıp kokladığım için olmalıydı. Yatmadan önce saatlerce yanağımın hemen yanında tuttuğum kokusuna bittiğim portakal.

Kış günleri kısa olur; bir o yana, bir bu yana derken hava kararır; bazı günler zaten hiç aydınlanmaz. Tipinin esip savurduğu, rüzgarın ıslık çalıp dolandığı alaca karanlık günler. O zaman çadırdan çıkasım gelmez. Uyku tulumunda iki metre boyunda, bir buçuk metre eninde, bir metre yüksekliğinde, bezden bir kutuda koca bir günü, hatta günleri geçirmek nedir; kim bilebilir?

Hala şaşarım kendime sahi nasıl geçerdi günler; nasıl biterdi o uzun uğultulu, yalnız ve soğuk geceler!

Bazen ellerime bile yabancılaşan vücudumu nasıl tutardım o bezden kutuda diye sorarım kendime; hala cevabım yoktur. Hala da tutmaktayım yeri geldiğinde...

Ama o sefer farklıydı küskünlüklerim, hayal kırıklıklarım ve umutlarıma uzak olduğumu düşünmemin yanı sıra merakıma da yenilerek dört uzun ayı dağlarda, Kaçkarlar’ın 2000 metre üstündeki yaylalarında koca bir kışı bitirmiştim. Şimdi son portakalımı da bitirdim. Artık dönme zamanıydı; yalnızlığın sonu, kavgalarımın başlangıcı.

Bir sabah zamanı dolmuştu portakalımın, dayanamayıp iki gün daha sakladım. Sonunda çakımı çıkarıp iyice incelmiş kabuğunu bir elma gibi soymaya başladım. Tanrım ne koku, bir portakalın kokusunu kentteki insanlar asla benim gibi duyamayacak. Kabukları atmadım.

Sonra portakalın çiçek kısmındaki yumruyu çıkardım. Portakal soyulmuş bir elma gibi elimde, çiçek kısmından hafifçe ısırdım; o güne kadar yediklerime benzemeyen bir tat.

Şarap test eder gibi ağzımda bir müddet çalkaladım; sonra yuttum. İkinci ısırığı daha büyük kopardım. Bir elma gibi ısırarak yiyordum . Bolca su ağzımı doldurdu; kokusu genzimi.

Tam dört aydır saklıyordum bu portakalı. Her akşam koklayıp koklayıp buz vurmasın diye anorağıma sarıp baş ucuma koyuyordum. Bu tat bundan olmalıydı. Yediğim yalnızca portakal değildi; özlemdi, yokluktu, hasretti ve tat idi. Dört ay boyunca hepsini yanımda taşımıştım. Şimdi hepsinin sonuydu.

Üçüncü ısırıkta yarıyı çoktan geçmiştim. Sonra diğer yarısını bir çırpıda atıverdim ağzıma; tatlı, mayhoş, sulu, farklı mı farklı. Bu tat bir portakal olamazdı. Benden başka hiç kimse bir portakaldan bu tadı alamazdı. Dört ay nasıl dayanabilir insan. Uyurken bile kokusunu duya duya soluduğum çadırın havası, bundan böyle onsuz olacak.

Dudaklarım hala ıslak ve yapış yapıştı. Ellerimden hala portakal kokuyordu. Kenarımda ise içi boşalmış portakal kabuğu, dört aylık yolculukta rengi değişmeye başlamış ince bir kabuk.

Bu sabah o portakalı yemiştim işte; artık geri dönebilirdim. Üç portakalla dört ay ya da üç portakalı bir daha asla hissedemeyeceğim o tatta yiyebilmek için dört ay. Bilsem ki aynı tadı, aynı kokuyu şimdi de duyacağım kesinlikle yine çıkardım bu uzun yolculuğa.

Belki de benim öyküm burada gizli idi. Döndüğümde insanlar bana karı-borayı sordu; bense onlara portakalı anlattım. Çünkü kar bora oradaydı ve onu bekleyerek ben de onlarlaydım.

Ama orada olmaması gereken tek şey portakaldı; benimle dört ay geçirmişti. Karın boranın anlatılacak bir yanı, tadında unutulacak bir hali yoktu. Hala portakalı elime aldığımda o anın ve o tadın hatırına heyecanlanırım. Bilirim ki hayatı değerli kılan kendisi değil; hatıralarımdır. Belki de bu nedenle geleceği değil geçmişi özlerim.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.