Emin YEĞİNBOY

Emin YEĞİNBOY

BÜYÜK KENT, İNSANI BİR BAŞKA YAPAR..

A+A-

New York’ta Yağmurlu Bir Gün

Yönetmen ve senaryo: Woody Allen.

Oyuncular: Timothée Chalamet, Elle Faning, Selena Gomez, Liv Schreiber, Jude Law.

 

Büyük kent insanının kişisel bunalımlarını, kararsızlıklarını, yanlış adımlarını, ego savaşını Woody Allen kadar felsefe ve kara mizah soslu sinemaya döken başka bir sinemacı yok.

Çoğu karakteri kendi çelişkilerinden yola çıkarak yarattığını söyledi.

Anımsayalım; Bir Daha Çal Sam (1972), Annie Hall (1977), Manhattan (1979), Stardust Anıları (1980), Broadway Danny Rose (1984), Hannah ve Kızkardeşleri (1986), Suçlar ve Kabahatler (1989), Yaramaz Harry (1997).. Hepsi okumuş, kafası karışık büyük kentli insanlarla doludur.

83 yaşına rağmen her yıla bir film sığdıran Allen, kendi yarattığı türde, değişmeyen anlatım dili, kafasın karışık karakterleriyle, kemikleşmiş bir seyirci kitlesine hitap ediyor. Seyircisi de çoğunlukla metropol bağımlısı (veya kentte yaşamak mecburiyetinde olan), entelektüel, orta sınıfın farklı kesiminden insanlar. Woody Allen karakterlerinde, kendilerinden bir parça bulmaları da kuvvetle muhtemel.

Son filmlerine Avrupa’nın farklı kentlerine uğrayan Allen, kariyerinin 49. filminde tekrar sevgili kenti New York’a geri dönmüş. Amazon son günlerde Allen hakkında yoğunlaşan taciz iddiaları karşısında onunla yapmış olduğu 4 filmlik anlaşmayı rafa kaldırdı, son 3 filminin dağıtımını yapmadı. Film bu nedenle henüz ABD’de gösterime girmedi, Polonya’dan başlayarak Avrupa’da vizyon gördü.

Yağmurlu bir New York gününün, 24 saatinde geçen olaylara tanık oluyoruz. Brooklyn’de büyümüş, sanatçı ruhlu Gatsby Welles (Timothée Chalamet) Yardley adlı, bir kasaba üniversitesinde öğrencidir. Varlıklı bir aileden gelmesine karşın onların gösterişli hayatlarına tepkilidir. İyi bir piyanist ve poker oyuncusudur.

Her filminde kendisine benzeyen bir alter ego yaratmayı seven Woody Allen, bu kez Gatsby’de karşımıza çıkıyor; nevrotik, zeki, tutkulu, sanatçı ruhlu ve New York aşığı.

Kısaca, yaşı uygun olsa üstadın hemen oynayacağı bir rol.

Kız arkadaşı Ashleigh’in (Elle Fanning), okul gazetesi için usta yönetmen Roland Pollard (Liv Schreiber) ile New York’ta yapacağı röportaj, birlikte hafta sonu geçirmek için iyi bir fırsat olur. Gatsby çok sevdiği kente geri dönme sevincini yaşar. Tek sorun, sosyetik annesinin vereceği hafta sonu partisine katılmamak için kimselere gözükmemesidir. Kız arkadaşını sevdiği yerlere götürme planları içinde oteliyle, restoranıyla mükemmel bir program yapar. Evdeki hesap, tabi ki çarşıya uymaz. Ashleigh’in röportaj randevusu, çeşitli sürprizler sonrası farklı mecralara gider. Gatsby organize ettiği programı bir türlü gerçekleştiremez. Bu durum tesadüfler yaratır, geçmişini hatırlamak için karşısına birçok fırsat çıkartır. Bu arada annesinin sosyetik partisine de katılmak zorunda kalır. Annesinin kendi geçmişi üzerine yaptığı itiraf ise, Gatsby’nin hayatında yaşadığı en büyük sürpriz olur.

Allen, son günlerde kendisine yapılan yeni cinsel taciz suçlamalarına aldırmadan, kendisinden yaşlı erkeklere ilgi duyan Ashleigh karakterini odağa yerleştirmiş. Elle Fanning, popüler olan her şeye hayranlık duyan, meraklı, kasabalı Ashleigh karakterinde parlıyor. İnandırıcı ve dinamik bir performans. Gatsby’de, Chalamet fiziksel olarak benzemese de, nörotik tavırlarıyla genç bir Woody Allen ruhu taşıyor.

Zaten finalde “ben öyle kırda yaşayamam, beni beton ve karbon monoksit besler” sözleri, metropol aşığı Woody Allen ruhunun dudaklara yapıştırdığı sözler. Sorunlu yönetmen Pollard rolünde Liv Schreiber ve senarist Ted Davidoff karakterinde Jude Law üstlerine düşeni yapıyorlar. Selena Gomez kısa rolüne rağmen en akılda kalan performanslardan birisini sergiliyor. Samimi, dobra, çekici bir şehirli kız.

2016’da “Café Society”’den bu yana birlikte çalıştığı görüntü yönetmeni Vittorio Stararo’nun kareleri New York’a bir güzelleme sunuyor.

İç mekan çekimlerindeki buğulu görsellik, nostaljik renkler, yağmur altı sahnelerdeki şiirsellik zamanı adeta mühürlüyor. Kent bu karelerle şiirsel bir arka fona bürünüyor.

Woody Allen filmleri, türünde kendileriyle yarıştıkları için belli bir kalitenin altına düşmez. Sadece ustanın diğer filmleriyle karşılaştırarak, daha iyi mi? diyebiliriz. Yabancı basın filmi “Büyük Gatsby” ve “Çavdar Tarlasında Çocuklar” esintilerinin ortasına yerleştirdi. Karakterleri demode buldu. Ben de diyorum ki, Woody Allen neden değişsin ki?

New York’ta Yağmurlu Bir Gün” son filmleri arasında en vasat düzeyde kalanı. Olsun yine de, rahatlıkla seyredilen bir romantik komedi.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.