Murat YANKI

Murat YANKI

GÖBEKLİTEPE: TAPINAK MI YOKSA SEKÜLER BİR ZİYAFET MERKEZİ Mİ?

A+A-

Göbeklitepe’yle yatıp kalkıyoruz son zamanlarda malum.

Geçen yazımda bu önemli keşfi ekibiyle birlikte yapan ve antik kenti 20 yıl kadar kazdıktan sonra ani bir şekilde 2014 yazında aramızdan ayrılan arkeolog Klaus Schmidt hakkında yazdığım yazının ardından biraz da Göbeklitepe hakkında bir şeyler karalamak istiyorum.

Öncelikle şunu belirtmeliyim ki aşağıda karalayacaklarım başlıktan da belki anlaşılacağı gibi biraz dervişin fikri ve zikri olarak yorumlanabilir ki bu da doğrudur.

Göbeklitepe bir tapınak mıydı?

Bunu iddia etmek tabii ki çok zor. Orada bulunan taşlar ve taşların üzerindeki resimler bunu söyleyebilmek için yeterli değiller. Zira taşları ve o hayvan betimleri gören bir kişinin eğer zihninde bir dinsel yönelim yoksa yalnızca bu sembollerle bu merkeze tapınak denilmesi kanımca pek mümkün değil.

Bu durumda tapınak olduğu savının nereden çıktığını ayrı bir konu olarak kenarda tutalım.  Zaten Göbeklitepe’yi kazan arkeolog ekibi de başta Klaus Schmidt olmak üzere bu yapı grubunun tapınak olduğu konusunda tamamen ikna olmuş değillerdi ancak zamanın ruhu ve yönelimi bu yönde olunca onlar da belki bu şekilde düşündü.

Nitekim bu konudaki şüpheleri Schmidt’in kitabını dikkatli okuduğumuzda, -hele de W. Luckert’in kitabına Schmidt’in yazmış olduğu önsözde- açıkça görmek olası. Zaten arkeoloji biliminin de, yazının olmadığı dönemde, bir yerin kült merkezi olduğunu kesinlikle belirlemesi teknik olarak hayli zor. Yazının ana konusunun da bunu tartışmaya açmak olmadığını belirtmek isterim.

Bu arada şunu da belirtmek gerekir ki arkeolojinin çok güzel bir tarafı, belli bir entelektüel birikim temelinde tahminler yürütmek. Bu da bu bilim dalını heyecan verici yapıyor. İşte ben de bunu yaptım ve yazımın geri kalan bölümünde de biraz bundan bahsetmek istiyorum.

Göbeklitepe’ye rehber olarak gerçekleştirdiğim bir turda; rahmetli eşi Klaus Schmidt’le yıllarca birlikte çalışan arkeolog Çiğdem Hanım bir yerde kazılarda binlerce büyükbaş hayvan kemiğinin ele geçtiğini anlatmıştı. İşte beklediğim de buydu.

Söz konusu dönemde henüz hayvan evcilleştirme bilinmediğinden, bunlar avcı toplayıcı bir toplumun avlanarak elde ettiği hayvanlardı. Ve bu hayvanlar insanlara belli bir yerde, belli zamanlarda sunuluyordu. Demek oluyor ki Göbeklitepe her şeyden önce bir araya gelme ve yeme içme özelliği taşıyan bir yerdi.

Dolayısıyla Göbeklitepe bir şölen, yani daha sonra antik Yunan’da da karşımıza sık sık çıkacağı gibi bir symposion yani birlikte yenilen içilen bir yerdi.

Kim bilir bu insanları bir araya getiren, karın doyurma, yeme içme organizasyonuydu belki de.

Burada antik Yunan symposion’u bence en önemli örneği teşkil ediyor. Zira antik Yunan dönemine rastlayan, kabaca MÖ 8-4. yüzyılların toplumsal, ekonomik ve siyasi özelliklerine baktığımızda, 9 bin yıl öncesindeki Göbeklitepe ile ciddi benzerlikler ortaya çıkıyor. Tarımla ilgisi olmayan veya az olan, doğanın zor koşullarıyla baş etmeye çalışan, olasılıkla bir devlet değil, kent devleti biçiminde örgütlenmiş bir yapıyı görüyoruz her ikisinde de.

Antik Yunan toplumunda tanrısallık ve kurban ayinleri var ancak insanları bir araya getiren yeme içme törenleri dinsel değiller. Zira o etkinlikler tapınaklarda gerçekleşmiyor ve rahipler oraya giremiyorlar. Dolayısıyla kanımca Göbeklitepe’nin birkaç işlevinden biri insanların bir arada ziyafet düzenlemeleri ve belki de kafa çekmeleri.

Kafa çekme demişken söz konusu dönemde üzüm henüz evcilleştirilmediğinden, yabani üzüm de şarap yapımına uygun olmadığından, şarap yapımı pek söz konusu değil.

Peki o zaman ne var onun yerine? Olasılıkla bira. Zira Göbeklitepe kazılarında ele geçen bazı tekne benzeri taşlarda yapılan incelemelerde bira taşı da denilen kalsiyum oksalat maddesinin bulunduğu söyleniyor. Bu mümkün tabii. Zira yabani arpanın, yabani üzümün aksine bira yapım tekniğine göre mayalandırılması daha kolay oluyor.

Kaldı ki arpanın yabani olanı, avcı toplayıcı Göbeklitepe insanları için daha kolay bulunabilecek bir ürün. Dolayısıyla biranın şaraba göre daha eski olması biraz daha mümkün. Bu teze göre de biracılar soyluluk savaşını kazanıyor. Evet şarapçılar, yenildi ne yazık ki. Doğrusu bunu bekliyordum.

Tabii şunu da söylemeliyim ki biranın Göbeklitepe’deki varlığı yönünde şimdilik yapılmış bir yayın ve resmi bir açıklama bulunmuyor. Yalnızca arkeologlar kalsiyum oksalat buluntusunu sözlü olarak doğruluyorlar.

Bira demişken, şu andaki birayla pek benzerliği yok bu biranın. Sözünü ettiğimiz büyük olasılıkla sıvı bir tür ekmek. Hatta belki içecekten çok bir besin maddesi belki de.

Zira kafa çekme ve kafayı bulma konusundaki şaka bir yana, aslında çok az alkollü bir besin maddesinden söz ediyoruz belki de. Tabii varsayımsal olarak.

Sonuç olarak bir sosyolog ve yeme içme tarihçisi olarak kişisel kanım, turlarımda da uzun uzun anlattığım gibi, Göbeklitepe’nin bir tapınaktan ziyade seküler yani dünyevi bir toplanma alanı olduğudur.

Tabii bu savın bazı antropolojik temelleri vardır ki o da dinler ve inançlar tarihinin konusuna girmektedir. Bunun buradaki birkaç satırda anlatılamayacak kadar da uzun bir konu olduğu ortadadır.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.