Fatma BAŞALP AKÇAY

Fatma BAŞALP AKÇAY

NASIL MUTLU OLABİLİRİZ?

A+A-

"Dünyaya mutlu olmaya gelmediğini kabul ettiğinde mutlu olmaya başlıyorsun.”
Charles Bukowski'nin bu sözünü çok severim ve sürekli kendime hatırlatırım. Bir şeyleri kabul
ettiğimizde dünyanın farklı yaşanabilir bir yer olabileceği gerçeği...

Hasta olduğumuzda bu gerçeği kabul edip bununla savaşabilmek. Yani karalar bağlayıp kendimizi karartmamak. İşsiz kaldığımızda mücadele edip iş aramaya devam etmek vs.

Tam aklımda Bukowski’nin sözünü evirip çevirirken bir Barış Özcan youtube videosu ile kendime geldim.
Videoda mutluluk için bir yapılması gereken bir dozdan bahsediyor.

Hani ilaç alırsınız ve eczacı ilaç kutusunun üzerine ilacın dozunu yazar ya.. İşte öyle bir mutluluk dozu..

Sizi mutlu eden 4 şeyi sıralayın diyor.

Deneyelim isterseniz. Bizi mutlu eden ve ilk aklımıza gelen şeylerle başlayalım. Bunlar bizi gerçekten mutlu ediyor mu bir düşünelim.
1-İyi bir iş veya kariyer 2-İyi bir eş 3-Güzel bir ev veya araba 4-Çocuk

Düşünür düşünmez genel olarak herkesin mutlu olabileceği bir ilk 4 çıkardım. Fazlası vardır ve eksiği yoktur bence. Yine videoda yapılan psikolojik bir çalışmadan bahsetmiş. Salgılanan hormonlar ve verilen ödüllerin ilişkisi hakkında. Elde ettiğimiz fiziksel mutluluk ürünlerinin her biri elde edildikten bir süre sonra salgılanmasına yardımcı oldukları hormonları alıp götürüyorlar ve sonunda ne kalıyor biliyor musunuz? Hiçbir şey…

Örneğin; harika bir ilişkiniz var, uzun zamandır birliktesiniz ve evlenmeye karar veriyorsunuz. Düğün, balayı, ev derken bir bakmışsınız 6 aylık olmuşsunuz ve ufak tefek çatışmalar başlamış. Eee noldu? Nerde benim mutlu olacağım evlilik hayalim demeye başlarsınız… Noldu hooppp uçtu her şey…

Gerçekler geldi yapıştı yakanıza..Nedir o gerçekler?
Aslında sizi mutlu eden şeyin evlilik olmama ihtimali veya iş olmama ihtimali. Ya da yerine başka bir şey koyabilirsiniz.
O zaman bizi mutlu eden başka şeyler olmalı diyerek düşünelim ve saymaya başlayalım;
1-Sağlık 2-Sağlık 3-Sağlık 4-Sağlık…
Elazığ’da yaşanan 6.8'lik depremin ardında tv’de izlediğim bir röportaj bana unuttuğumuz şeyi hatırlattı. Bir kadın, eşi ve çocuğu deprem anında 3. kattan zemine kadar düşmüşler. Kocası onları korumak adına üzerlerine kapanmış ve hep birlikte kendilerini zemin katta bulmuşlar. Kadın kendine geldiğinde eşine demiş ki; "Kocacım, sakın arkana yıkılan evimize bakma çünkü senin yuvan burada, senin evin burada. Ben, sen ve çocuğumuz."

İşte hayat bu kadar kısa ve anlamsız aslında. Kendimiz anlam arama –mutluluk peşinde- telaşında koş baba koş arıyoruz, aranıyoruz...

Bazen bir şeyleri anlamak için 3.kattan şiddetli bir şekilde zemine çakılmamız gerekiyor. Ama bu çakılmada her zaman şansımız da yolunda gitmeyebilir tabi ki… Bir şeyleri anlamak için geçte olabilir…
Düşünsenize sağlık elden gittiği zaman ne o çok peşinden koşarak elde ettiğiniz işinizin, ne salya sümük ağlayarak bundan başkası olmaz diye evlendiğiniz adamın, ne evin, ne arabanın hiçbirinin kıymeti kalmıyor… Hepsi elinizden akıp gidiyor… Öznesi olmayan bir cümle gibi yalnız ve anlamsız kalıveriyorsunuz hayatta…
Video’nun sonuna doğru bir öneri var. Şöyle ki; her gün size ”iyi ki yaşıyorum” dedirtebilecek 4 cümle oluşturmak. Haydi yapalım;
1-Bugün oğlum, annem ve yeğenimle harika bir film izledim.
2-O kadar susamışım ki, bir nefeste 330 ml’lik suyu içiverdim.
3-Oğlumun yaptığı resme hayran hayran bakabildim.
4-Sevdiğim bir kitabi okuyabildim.
……………..
Aslında sadece bir gününüzü bile düşünseniz o kadar çok şey buluyorsunuz ki kendinize hayret edersiniz. Çünkü robotlaşmış yaşıyoruz…

Hazır beklenti paketlerini satın alarak mutlu olabileceğimize inandırıyoruz kendimizi…Otomatik şekilde kalkıyor, su içiyor, kahvaltı yapıyor ve bazen göstermelik sosyal ilişkilere giriyoruz. Oysa bunların hepsi yaşamımızın devamlılığı için çok mühim. Çünkü gelecekteki mutluluk ve huzurumuzu şimdiden yani “an” ile inşa ediyoruz. Şu birkaç gün geçsin veya şu işe gireyim ya da evleneyim… Hep erteleme cümleleri... Oysa yaşam ertelenebilecek kadar uzun
mu?

Deprem öldürmez, hatalı yapılar öldürür!

Yaşadığımız deprem felaketi ile her yerde dualar yükseliyor. Bir daha yaşamayalım… Ülkemiz böyle bir afet yaşamasın. Nasıl yaşamasın?
Mümkün mü?
Türkiye veya Anadolu var oldu olalı pek çok deprem görmüş. Bir sürü medeniyet bu depremler sonucu yıkılmış ve tekrar yapılmış. Burada önemli olan bir daha olmasın temennisi değil ki… Önemli olan doğanın bu düzeni karşısında ne yapacağını bilemeyen insanların hali. Yaşanmaması gereken evlerde “Allah korusun” diyerek yaşamaya devam eden insanlar. Tabi ki tevekkül edeceğiz. Fakat önce yapılması gerekenleri yapmalıyız. Bu “boşvermişlik” , “bize bir şey olmaz” düşünceleri nereden nasıl geliyor anlamış değilim.
Bir şeylerin değişmesini her zaman “devletten beklemek” artık değişmesi gereken bir düşünce şekli.
Yapılması gereken şeyleri talep etmeyi ve olmadığı takdirde hesap sorabilmeyi kültür haline getirmemiz şart…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.